Niye Bilim ve Teknolojinin Hiçbir Dalında Yokuz?

Bilim sadece hayatımızda rahatlık sağlamakla kalmayıp, aynı zamanda içinde yaşadığımız dünyayı keşfetmeyi de mümkün kılmaktadır.

Niye Bilim ve Teknolojinin Hiçbir Dalında Yokuz?

Dergi   A+a-

 Fakat bilim adamlarından bahsedildiğinde, genelde rönesans dönemi ve sonrasında yaşamış olan isimler akla gelmektedir. Bunun sebebi nedir, hiç düşündünüz mü?
Bütün dünya bu tarihe kadar gerçekten uyuyor muydu? Peki Avrupa’nın karanlık çağ olarak adlandırdığı orta çağda İslam alimleri karanlıklar içinde aydınlatılmayı mı bekliyordu, yoksa tam aksine başta Avrupa olmak üzere tüm dünyayı mı aydınlatıyorlardı?
 
Gizli Hazinenin Bulunması
Bazı kesimler, fennin her yeni buluşunu, dine karşı bir galibiyet olarak lanse ediyorlar. Bu, batıl bir din için geçerli olabilir. Ama, bir Müslüman için din ile bilim arasında bir zıtlaşma mevzubahis dahi olamaz. Aksine, bu tür keşifler Yaratıcının, kâinatta bulunan sırlarını keşfetmek, anlamak olarak değerlendirilir.
Bu konuya şöyle açıklık getirelim: Bir ressam niçin bir sergi düzenler? Elbette sanatını seyircilerine tanıtmak ve marifetini gözler önüne sermek için, öyle değil mi? Aynı şekilde kâinat denilen büyük bir mekanda misafirler için sayısız tablolar sergilenmekte.
Bu tablolar seyircilerin mütalaa etmeleri ve anlamları üzerinde düşünmeleri için vardır. Her bir sanat eseri, eşi benzeri olmayan Sanatkârın imzasını taşımakla birlikte, görmek isteyen her göz için marifet nurlarını etrafa saçmaktadır.
Peki, bir yazar bir kitabı elbette sadece okunması için yazdığı gibi, kainat kitabı da sadece ve sadece okunması için var olabilir mi acaba? Aslında kainat daha çok bir kitap fuarı gibidir. İstisnasız her yeri ulûhiyet sırları ile donatılmış kitaplarla doludur. Her satır, her kelime ve her harfi ile sonsuz ilim, kudret ve hikmet sahibi olan yazarına işaret eder. Anlıyoruz ki, gökte ve yerdeki nizam ve intizam, takip edilen maksatların olduğunu göstermektedir. Bu amaçların başında sonsuz hakim olan Sanatkârın kendisini tanıtması gelir çünkü O, önceleri gizli bir hazineyken, bilinmek istediğini kendisi beyan etmiştir.
 
Bilen ve Bilmeyenin Arasındaki Fark
Sırlar açıklığa kavuştukça tarifi zor bir hayranlık ile şaşkınlık arasında kalmamak ne mümkün. Biliyoruz ki, insanın dünyaya gelişinin asıl gayesi; Allah'ı tanımak ve ona ibadet etmektir. İşte bundan dolayıdır ki, İslam dünyasında ilme çok önem verilmiş, fenni, ilmi ve teknik araştırmalar yapılmıştır. Müslümanlar matematikte, kimyada, tıpta, astronomide, coğrafyada, tarihte, edebiyatta, mimarlıkta ve mühendislikte en üstün dereceye varmışlardır.
Güzel ahlak ve sosyal bilgileri de baş tacı etmesini bilmişlerdir. Aklî ilimler nakli ilimlerin tasdiki olduğundan, İslamiyet özellikle fende ilerlemeyi açıkça emrediyor. Öyle ki, bir İslam şehrinde, fennin yeni bulduğu bir icat mevcut olmadığında ve bu yüzden herhangi bir Müslüman zarar görürse, o şehrin idarecileri mesul olur.
Dolayısıyla, fen bilgileri İslami ilimlerin bir koludur ve bu sebepten ötürü son Nebî Efendimiz (sav) buyuruyor ki, “Hikmet, fen ve sanat, Müminin kaybettiği malıdır. Nerede bulursa alması gerekir.” Şu bir gerçektir ki, astronomi ve anatomi bilmeyen, bilenler kadar Allah’ın sıfatlarını anlayamaz, çünkü bilen ile bilmeyen hiçbir zaman bir olamaz... Bilmiyorsak da ilmi kolaylıkla ehlinden öğrenebilmekteyiz. Ayrıca göz ile görüp, akıl ile inceleyebilmek her birimizin sadece isteğine bağlıdır. Bakıp ta görmemek, görüp de düşünmemek ne acıdır...
 
Mirasımızın Muhteşemliği
Dünyada ilmin öncüleri olan Müslüman ilim adamlarının sayısı o kadar çoktur ki... Bir kaç tanesini saymakla yetinmek zorunda kalacağız. Mesela, 1389 yılında Şam’da dünyaya gelen Akşemseddin, tıp tarihinde ilk kez mikrop meselesini konu edip hastalıkların bu yolla bulaştığı fikrini beyan etmiştir. Yani, bu alanda kesin bilgiler veren İtalyan hekim Fracastoro’dan en az yüz yıl önce mikrop konusunu dillendirmiştir. Beyruni ise astronomi, matematik, fen ve tarih alanında tanınan bir Fas asıllı İslam alimidir. Harezm’de 973 tarihinde doğan Beyruni, Christoph Colomb’un keşfinden beş yüz sene önce Amerika’nın varlığından bahsetmiştir. Konu fizik ise, aklımızda olmayan bir diğer isim de Farabi’dir. 870 yılında Türkistan’da doğan Farabi, hava titreşimlerinden ibaret olan ses olayını fiziki açıdan ilk açıklayandır. Bildiğimiz üzere Vasco da Gama, Hindistan'a denizden gidebilen ilk Avrupalıdır. Çoğumuzun bilmediği asıl mesele ise, Vasco da Gama, on beşinci asırda, Arabistan'da yetişmiş meşhur Müslüman coğrafyacısı ve denizcisi olan İbni Macit‘in bilgilerinden ve rehberliğinden istifade ederek Hindistan'a ulaşmıştır.
Orta çağın tıp, botanik ve eczacılık bilgini olan İbn Baytar, eczacılık ve botaniğe ilişkin bilgilerin sistemleştirilmesine önemli bir katkı sağlamıştır. Modern astronominin kurucusu olarak bilinen Kopernik'e yol açan ve öncülük eden astronom, Bitruci adında Müslüman bir bilim adamıydı. Yer çekimi kanununun Newton'a ait olduğu söylense de yerçekimini ilk keşfeden bilim adamı da pek tanımadığımız bir Müslüman, Ebu Bekir Razi. Liste böylece uzar gider işte... Bugün bile, hala Avrupa dillerinde kimyaya “Chemie” ve cebire (Arapça El-cebir) “Al-gebra” adı verilmektedir. Sebebi ise çok basit.
Bu ilimler, önce Müslümanlar tarafından dünyaya öğretilmiştir.
Avrupalılar, dünyayı dümdüz ve etrafı duvarlarla sarılı olduğuna inanırken, Müslümanlar, dünyanın küre şeklinde olduğunu ve döndüğünü biliyordu. Avrupalıların bulduğu iddia edilen onca buluşların Müslüman bilim adamları tarafından yüzlerce yıl önce keşif edildiğini bilmememiz ne de garip değil mi?
 
Gözlerdeki Perdelenme
Günümüz Müslümanlarının, bilim ve teknoloji sahasında istenilen seviyeye gelmedikleri aşikardır. Fakat bu geri kalmışlığın sebeplerini İslamiyet’te aramak külliyen yanlıştır. Sorumluluk yalnızca kendisini tanımayan Müslümandadır. “Beşikten mezara kadar ilim tahsil ediniz” diyen Efendimiz (Sav)’in ümmeti bu vaziyette olmasından hicap duyması gerekmez mi.
Ağlanacak halimize gülemiyoruz bile, çünkü daha durumumuzun farkında bile değiliz.
Mirasa sahip çıkabilmek için önce mirası bir tanımak lazım elbette. Ama yok, bizim tercihimiz her zaman kolaydan yana.
Gözlerimize perde indirmekle çok meşgulüz de nereye kadar?
 
Gülcemal İyi
Adınız
:
Mail
:
Mesajınız
:
Bu içeriğe ilk siz yorum yapın!
dergi sayıları
son gelişmeler
öne çıkanlar